Ana Sayfa Bilecik 1 Ekim 2015 535 Görüntüleme

Üniversitenin açılışında Rektör Hocaya Veda

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2015-2016 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Açılış Etkinliği bugün Üniversitenin Kapalı Spor Salonunda düzenlendi. Törende Üniversite Rektörü Prof.Dr. Azmi ÖZCAN yaptığı konuşmasında şunları kaydetti; “Galiba benim için biraz hissi bir vesile olacak. Bundan yaklaşık 8 yıl önce başladığımız yolculuğun en azından sonsuza kadar devam edecek bu yolculuğun Bilecik kısmında benim için son durağa yaklaşıyoruz. O itibarla benimkisi bir anlamda bir emanet  tevkini ve bir bana müsade konuşması olacaktır. Ama her şeyden önce bize bu imkanı sağlayan devletimize, milletimize çok teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Her şeyden önce vatan savunması için tarihte ve günümüzde ve belki şu an kanlarını döken bütün askerlerimize polislerimize güvenlik mensuplarımıza onların ailelerine onların yakınlarına onları yetiştiren öğretmenlerine komutanlarına bilmiyorum duygularımı nasıl ifade etsem minnet ve şükran duygularımızı ifade ediyorum. Onların kanlarıyla yazmaya devam ettikleri bu destanı burada bizler ve bizim gibi ülkemizin değişik yerlerindeki bütün eğitim kurumları mürekkepleriyle yazmaya devam edeceklerine en azından kendi üniversitem adına ve kendimiz adına söz vererek konuşmama başlamak istiyorum.

Vatan bizim kültürümüzde ana ile sembolize edilmiş. Ana yaşayan bir canlının varlık alanındaki en değerli varlığı, en kutsal varlığı. Anaya musallat olan en küçük bir söz ve ifade dahi bizi rencide eder, bizi taciz eder ve ona karşı bütün varlığımızla savunmaya geçeriz. Vatan bize varlık anlamındaki iddialarımızı seslendirmek ifade ettirmek için  imkan verir, zemin verir ve ona yönelik tehditler doğrudan doğruya bizim her şeyimize yönelen tehditlerdir. Bu coğrafyada tarih boyunca bizden daha uzun kalabilen bir millet olmadıysa şayet, bunun en önemli sırrı aziz bildiğimiz değerlere karşı gösterdiğimiz hassasiyettir. Bundan sonrada tarihin yazıldığı bu coğrafyadan bizi kovmak için elinden geleni yapacaklardır ve buna karşı bizim tek silahımız hazırlıklı olmaktır. Hazırlıklı olmanın ilk şartı da bilgili olmaktır. Bilgili olmanın ilk şartıda eğitime ve bilgiye yatırım yapmak gereken önemi vermek gereken hassasiyeti göstermektir. Az önce hocamız söyledi. Acımasız bir dünyada rekabet ediyoruz. Bir tarafta bütün ülkemizin gayrisafi milli hasılası kadar bütçesi olan bir üniversite var. Bir tarafta da bütün üniversitelerin toplamı bunun yüzde 10’u etmeyen bizim ülkemiz var. Bu şartlarda da rekabet etmek ve bu şartlarda da bu coğrafyada hayatta kalmak zorunda olduğumuz gerçeği var. Eğer askerlerimiz ve polislerimiz o topraklarda bu topraklarda bizim için canlarını veriyor ise o zaman burada çalışanlarında okuyanlarında en az onlar kadar aynı fedakarlığı kabul etmesi çalışması hiç yorulmadan çalışması gerekmektedir ve bu çalışmanın önündeki en büyük engelde bırakınız üretmeyi bırakınız çalışmayı benlik kavgasına düşmektir. Gemi su almaya başladıktan sonra kamarasının derdine düşen sadece kendi odasının derdine düşen bilsin ki gemi battığı zaman onun odası da kalmayacak. Günlük kavgalara için çıkarları için benlik kavgasıyla hem kendi hayatını hem bulunduğu toplumun hayatını zehredenler kahredenler bilsinler ki fırtına geldiği zaman ondan kurtulamayacaklar ve buna direnmenin tek şartı da birlik olmaktır. Moğollar geldiği zaman o yangından ancak birlik sayesinde kurtulabildik. Milli mücadelede yedi düvel bize saldırdığı zaman o ateşten ancak birlik sayesinde kurtulabildik ve o birliği sağlayan sihirli erenlerden biriside bu topraklardan çıktı. Şeyh Edebali ve bizim ismini şerefle taşıdığımız  o büyük isim tarihin en büyük medeniyetinin ilk muhaliki oldu ilk nefesini üfledi. O yüzden bu üniversitede çalışanlar, bu üniversitede okuyanlar bu büyük emanetin sorumluluğuyla görevlerini ve hayatlarını devam ettirmek zorundalar. bu sorumluluk herkese verilen bir sorumluluk değil. bu sorumluluk varlık aleminde insana verilen ve insanlar arasında da o toplumun okumuşlarına aydınlarına verilen bir sorumluluk. Ya bu sorumluluğu taşıyacaksınız yada bu koltuğu boş yere işgal etmeyeceksiniz.  İşgal ettiğiniz koltuk bu ülkenin kaderiyle doğrudan doğruya alakalı ve doğrudan doğruya bu ülkenin geleceğini etkiliyor. Bir yıl içinde 4 mevsim var. Hayatı bize öğrettiği bir gerçek. Yaz var, bahar var, kış var, sonbahar var ve bunların hepsinin varlığı bize hayatın devamiyetini gösteriyor. Bu mevsimlerin her biri bize bir eğitim alanı. Hastalığın çözümü mikrobun kendisindedir. Bu bir sırdır.Dolayısyla bizim alacağımız eğitim hayatta bizi bekleyen tehditlere karşı bizim önceden hazırlanmamamızı sağlayacak büyük bir imkandır. Dersinde dersini veren öğretim üyesi sınırda nöbet bekleyen bir askerden farksız bir sorumlulukla o dersini verir. Dersini dinleyen öğrenci de canını bizim için kalkan eden güvenlik güçlerinin hissiyatıyla o dersini ondan sonrada kendi nöbeti geldiği zaman kendi nöbetini aynı hassasiyetle yapar. Ancak bu şartlarla bu coğrafyada durabiliriz. yoksa yok olur gideriz. Tarih bize yok olmuş binlerce kavimden bahsediyor. bugün varlıklarından bahsedilmeyen izleri olmayan binlerce topluluktan bahsediyor ve eğer biz yok olmak istemiyorsak bunun şartı çalışmak çalışmak çalışmak üretmek üretmek üretmek ama bir taraftan da hayatın gerçeği var. Bazılarınız iş üretecekler. Bazılarınız laf üretecekler. Bazılarınız yük taşıyacaklar. Bazılarını yük olacaklar ve bu olacaklar bize bundan sonraki hayatımızda bize karşılacağımız tehditelerle ilgili pratik çalışmalar yaptıracaklar. Bu yolculuğa başladığımız zaman bizim heyecanımızı paylaşanlar eminim ki bu an 8 yılın sonunda gurur duyuyorlardır.  çünkü yolculuğa başladığımızda 3 şeyi teminat göstererek başlamıştık. İnsaoğlu bizim için önemlidir. İnsanlarımızı rencide etmeyeceğiz. Özlük hakları bizim için önemlidir. Kimsenin özlük haklarıyla oynamayacağız. Bilim bizim hayatımızın vazgeçilmezidir. Bilimi bütün kararlılığımızın merkezine koyacağız ve onun özgür bir ortamda gelişmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Eminim ki kişisel nedenlerle bu değerlendirmenin dışında kalmayı tercih edenlerin dışında bugün burada bulanan topluluğun çok büyük bir kısmı  bu tahhütlerimizin büyük ölçüde burada yaşandığını gerçekleştiğini görecektir, göremktedir. ilim o kadar nazlı bir çiçektir ki en küçük rüzgar hareketinden etkilenir. En küçük iklim değişikliğinden etkilenir. O kadar nazlıdır ki en küçük bir tereddütte hemen güvenli bir liman arar. Eğer bu yolculuk milletin kaderini bağladığı bu yolculuk devam edecekse benden sonra bu bayrağı taşıyacak arkadaşlar bu hassasiyete sonuna kadar riayet etmelidir. ilimim önemli olduğunun elbette farkında olarak, ilmin bilginin elbette nazlı olduğunun farkında olarak ama aynı zamanda da öğrencilerimizin Allahın ve milletimizin bize emaneti olduğunu bilerek, çalışanlarımızın bize Milletimizin emaneti olduğunu bilerek, onların gururlarına, haysiyetlerine, şahsiyetlerine halel getirmeksizin bu bayrağı daha ileriye doğru taşıma gayreti içerisinde mutlaka aynı ciddiyeti ve hassasiyeti sorumluluğu göstermeliyiz ki bu yolculuk sonsuza kadar devam etsin. Burada çalışan arkadaşlarımız bu kurumu sevin, bu kurum içinde barındırdığı bütün handikaplarına rağmen benim kişisel anlamda büyük bir iftiharla tekrar ettiğim gibi zaman zaman Ülkemizin güzide üniversiteleri içerisinde insani problemleri açısından en az sıkıntılı üniversite olma yolunda olan bir üniversitedir. Bir huzur adasıdır, elbette bizde de insanlar arsında yaşanabilen sıkıntılar yaşanabiliyor ama bunlar büyük ölçüde gurur ve kibirle değil az önce ifade etmeye çalıştığım hassasiyetle halledilmeye çalışılıyor ve bundan sonra da eminim böyle gidecek. Bu üniversite bugün bütün bileşenleri ile birlikte 20 bin kişilik bir aile oldu. Şehrimizin nüfusunun neredeyse 1/3 ü, İlimizin nüfusunun da yüzde 10 undan fazlasını kapsamaktadır. Bu kadar süre içerisinde birbirini tanımayan, birbirini belki burda ilk defa karşılaşmış, huyları, suları, anlayışları, fikirleri farklı bine yakın personelimizin bu kadar süre içerisinde bu başarıyı sergileyebilmesi, mimari açıdan Ülkemizin en güzel üniversitelerinden birinin kısa süre içerisinde tesis edilebilmesi, bu mimari içindeki teknolojik donanım, alt yapı, laboratuvar, spor tesisleri ve buna benzer imkanları bu kadar süre içerisinde gerçekleştirebilmeleri burada çalışan bütün arkadaşlarımızın her türlü takdirin üzerinde bir mesai sergilediklerinin ifadesidir. Onlara bu imkanları sağlayan Devletimize, Hükümetimize, Milletimize minnet ve şükran borçluyuz ama bu tabloyu gerçekleştiren kahramanlarda işte bu üniversitede çalışan en alt biriminden en üste kadar arkadaşlarımızdır ve onlara şükran borçluyuz. Ben çalışanlarımı, beraber çalıştığım rektör yardımcılarımı, öğretim görevlilerimi, müdürlerimi, müstahdem çalışanlarımı ve hatta aklınıza kim gelirse huzurunuzda bir alkış istiyorum onlar için.

bilecik çilingir

Bir gelenek icra etmeye çalışıyoruz tıpkı Şeyh Edebaliden aldığımız ilhamla sesimizi değil, sözümüzü yükseltmeye çalışıyoruz. Bağırarak, çağırarak iş görmektedir.Çünkü niyetleri iyilik olan, gayeleri iyi işler yapmak olan insanlar bu yapacakları şeyi de iyi tarzda yapmak zorundalar. İnsanları kırarak, benlik tatmin etmenin peşinde koşarak hele hak yiyerek hele hak namına haksızlığa tahammül ederek hiç bir iyi eser ortaya konamaz. Bilin ki bize emanet edilen en kutsal değer haktır, beraber çalıştığımız arkadaşlarımızın sorumluluğunu taşıdığımız hakkını kendi hakkımız, onurumuz gibi kutsal bilip ve onu korumak ile mükellefiz. Özellikle kendi başına hiç bir itibar ihtiva etmeyen, kamunun yani devletin ve milletin kendisine güç verdiği insanlar bu gücü kendisinde fırsat bilerek eğer kibir abidesi gibi ortalıkta dolanırlarsa bilsinler ki kendilerini bu imkanı sağlayan herkese ihanet ediyorlar. Bizim sahip olduğumuz güç bizim şahsımızın değil milletimizin bize verdiği güçtür ve bu gücü onurla, hakkaniyetle, adaletle taşıyalım diye bize vermiştir, yeri ve zamanı geldiği zaman çok kısa sürede yapacağım gibi yine sahibine vermek gerekir. Eğer bunu vicdanınız rahat olarak yapabilecekseniz gücü taşıdığınız zaman sizde gereğini yapmışsınız demektir. Bugün büyük bir imtihan ile karşı karşıyasınız bizim en büyük iki zaafımız tabirimi mazur görün lütfen biri hükmetme duygusu birisi de şehvettir ve elbette bir hikmet var ki bizim kültürümüz bu iki duyguyu kontrol edilmez ise büyük bir faciaya büyük bir felakete sebep olabilecek bu iki duyguyuda aynı kavramda ifade etmiştir; İktidar. Bu iki duyguyu da kontrol edebilecek yegane değer sizin inançlarınızdan, ahlakınızdan ve bilgilerden aldığınız filtre mekanizmasıdır. Burada bu öğrencilerimize eğitim, öğretimi, geleceği öğretirken aynı zamanda insan gibi yaşamanın gerekli şartlarını da sağlamak zorundasınız. Büyük bir ibret ile karşı karşıyayız. Sanal alem insanlarının gerçek yüzünün sergilendiği bir ayna oldu ve öyle bir aynaki ne kadar iğrençmiş ne kadar kötüymüş ne kadar aşağılıkmış her gün biz şahit oluyoruz. Fakat o aynanın arkasındaki kod isimler hiç sen, o, bu, şu bilmese bile biliyoruz ki insanların bir kod ismin arkasına saklanarak en yakın arkadaşına, eşine, dostuna, meslektaşına, öğretmenine en ağır küfürleri, hakaretleri, iftiraları atabilen bir vicdan yetiştiren bu toplum, ciddi anlamda bir temizliğe muhtaçtır. Bizim inançlarımız ve geleneğimiz bize şunu öğretiyor açığa çıktığı zaman yüzünüzün kızarmayacağı bir hayat sürmekle mükellefsiniz ama demek zorunda olmayacağız insan mecburiyetinde kalmayacağınız bir hayat sürmekle mükellefsiniz.Eğer böyle bir hayat sürmek sorumluluğu hissediyorsanız hayatınızın hiçbir bölümünde kod isim kullanmazsınız. Hiçbir döneminde bir makyajın ardına saklanmazsınız. hiç bir döneminde olduğunuzdan farklı fazla görünmezsiniz. Neyseniz o olursunuz. Ahlakın en temel en askeri şartı budur ve sevgili öğretmek arkadaşlarım sevgili hocalarım. Öğrencilerimize lütfen ilk öğreteceğimiz şey bu olsun . Siz siz olduğunuz için değerlisiniz. Eğer sizi bir koda isimle saklarsanız gizlerseniz bilin ki hayatın ilk basamağında daha ihanet ediyorsunuz.

Çalışanlarımızın bize Milletimizin emaneti olduğunu bilerek, onların gururlarına, haysiyetlerine, şahsiyetlerine halel getirmeksizin bu bayrağı daha ileriye doğru taşıma gayreti içerisinde mutlaka aynı ciddiyeti ve hassasiyeti sorumluluğu göstermeliyiz ki bu yolculuk sonsuza kadar devam etsin. Burada çalışan arkadaşlarımız bu kurum senin, bu kurum içinde barındırdığı bütün handikaplarına rağmen benim kişisel anlamda büyük bir iftiharla tekrar ettiğim gibi zaman zaman Ülkemizin güzide üniversiteleri içerisinde insani problemleri açısından en az sıkıntılı üniversite olma yolunda olan bir üniversitedir. Bir huzur adasıdır, elbette bizdede insanlar arsında yaşanabilen sıkıntılar yaşanabiliyor ama bunlar büyük ölçüde gurur ve kibirle değil az önce ifade etmeye çalıştığım hassasiyetle halledilmeye çalışılıyor ve bundan sonra da eminim böyle gidecek. Bu üniversite bugün bütün bileşenleri ile birlikte 20 bin kişilik bir aile oldu. Şehrimizin nüfusunun neredeyse 1/3 ü, İlimizin nüfusununda yüzde 10 undan fazlasını kapsamaktadır. Bu kadar süre içerisinde birbirini tanımayan, birbirini belki burda ilk defa karşılaşmış, huyları, suları, anlayışları, fikirleri farklı bine yakın personelimizin bu kadar süre içerisinde bu başarıyı sergileyebilmesi, mimari açıdan Ülkemizin en güzel üniversitelerinden birinin kısa süre içerisinde tesis edilebilmesi, bu mamari içindeki teknolojik donanım, alt yapı, laboratuvar, spor tesisleri ve buna benzer imkanları bu kadar süre içerisinde gerçekleştirebilmeleri burada çalışan bütün arkadaşlarımızın her türlü takdirin üzerinde bir mesai sergilediklerinin ifadesidir. Onlara bu imkanları sağlayan Devletimize, Hükümetimize, Milletimize minnet ve şükran borçluyuz ama bu tabloyu gerçekleştiren kahramanlarda işte bu üniversitede çalışan en alt biriminden en üste kadar arkadaşlarımızdır ve onlara şükran borçluyuz. Ben çalışanlarımı, beraber çalıştığım rektör yardımcılarımı, öğretim görevlilerimi, müdürlerimi, müstahdem çalışanlarımı ve hatta aklınıza kim gelirse huzurunuzda bir alkış istiyorum onlar için.

Bir gelenek icra etmeye çalışıyoruz tıpkı Şeyh Edebaliden aldığımız ilhamla sesimizi değil, sözümüzü yükseltmeye çalışıyoruz. Bağırarak, çağırarak iş görmektedik.Çünkü niyetleri iyilik olan, gayeleri iyi işler yapmak olan insanlar bu yapacakları şeyi de iyi tarzda yapmak zorundalar. İnsanları kırarak, benlik tatmin etmenin peşinde koşarak hele hak yiyerek hele hak namına haksızlığa tahammül ederek hiç bir iyi eser ortaya konamaz. Bilin ki bize emanet edilen en kutsal değer haktır, beraber çalıştığımız arkadaşlarımızın sorumluluğunu taşıdığımız hakkını kendi hakkımız, onurumuz gibi kutsal bilip ve onu korumak ile mükellefiz. Özellikle kendi başına hiç bir itibar ihtiva etmeyen, kamunun yani devletin ve milletin kendisine güç verdiği insanlar bu gücü kendisinde fırsat bilerek eğer kibir abidesi gibi ortalıkta dolanırlarsa bilsinler ki kendilerini bu imkanı sağlayan herkese ihanet ediyorlar. Bizim sahip olduğumuz güç bizim şahsımızın değil milletimizin bize verdiği güçtür ve bu gücü onurla, hakkaniyetle, adaletle taşıyalım diye bize vermiştir, yeri ve zamanı geldiği zaman çok kısa sürede yapacağım gibi yine sahibine vermek gerekir. Eğer bunu vicdanınız rahat olarak yapabilecekseniz gücü taşıdığınız zaman sizde gereğini yapmışsınız demektir. Bugün büyük bir imtihan ile karşı karşıyasınız bizim en büyük iki zaafımız tabirimi mazur görün lütfen biri hükmetme duygusu birisi de şehvettir ve elbette bir hikmet var ki bizim kültürümüz bu iki duyguyu kontrol edilmez ise büyük bir faciaya büyük bir felakete sebep olabilecek bu iki duyguyuda aynı kavramda ifade etmiştir; İktidar. Bu iki duyguyu da kontrol edebilecek yegane değer sizin inançlarınızdan, ahlakınızdan ve bilgilerden aldığınız filtre mekanizmasıdır. Burada bu öğrencilerimize eğitim, öğretimi, geleceği öğretirken aynı zamanda insan gibi yaşamanın gerekli şartlarını da sağlamak zorundasınız. Büyük bir ibret ile karşı karşıyayız. Sanal alem insanlarının gerçek yüzünün sergilendiği bir ayna oldu ve öyle bir aynaki ne kadar iğrençmiş ne kadar kötüymüş ne kadar aşağılıkmış her gün biz şahit oluyoruz. Fakat o aynanın arkasındaki kod isimler hiç sen, o, bu, şu bilmese bile biliyoruz ki insanların bir kod ismin arkasına saklanarak en yakın arkadaşına, eşine, dostuna, meslektaşına, öğretmenine en ağır küfürleri, hakaretleri, iftiraları atabilen bir vicdan yetiştiren bu toplum, ciddi anlamda bir temizliğe muhtaçtır. Bizim inançlarımız ve geleneğimiz bize şunu öğretiyor açığa çıktığı zaman yüzünüzün kızarmayacağı bir hayat sürmekle mükellefsiniz ama demek zorunda olmayacağız insan mecburiyetinde kalmayacağınız bir hayat sürmekle mükellefsiniz. Eğer böyle bir hayat sürmek sorumluluğu hissediyorsanız hayatınızın hiç bir bölümünde kod isim kullanmazsınız, hiç bir döneminde bir makyajın arkasına saklanmak zorunda kalmazsınız hiç bir döneminde olduğunuzdan farklı, fazla görülmezsiniz ne iseniz o olursunuz. Ahlakın en temel en asgari şartı budur. Sevgili meslektaşlarım, sevgili hocalarım öğrencilerinize öğreteceğiniz ilk değer bu olsun. Siz siz olduğunuz için değerlisiniz eğer siz kod isimle saklanırsanız hayatın daha ilk aşamasında ihanet ediyorsunuz demektir. Toplamda bizi yaşatan değerlerin içerisinde en başında hukuk, ahlak, örf, adet ve gelenektir. Devletler ve milletler hayatlarını tanzim ederken birbirleriyle ilişkilerini hukuk ile tanzim ederler. Burada bulunan herkes bu toplumda yaşayan herkes hukuka güvenirse birbirlerinden emin olurlar. Hukuka güveni de oluşturan biziz, güvensizliği de oluşturan biziz, o zaman gemi su almadan gemi yan yatmadan bir an önce aramızdaki hukuku tesis etmek zorundayız. Aramızdaki güveni tesis etmek zorundayız. İman güven demektir, iman sahibi başkalarının bu insana güvenmesi demektir eğer biz birbirimize güvenmiyorsak hukuku tesis edemeyiz, hukuku tesis edemezsek o zaman ilkel toplumlara döneriz ve elhanda o toplumun şartlarını yaşıyoruz bu ülkenin aklı başında olan insanları bu vahim ve acil meseleyi en kısa zamanda gündemin birinci sırasına almalı ve yeniden bir güven zeminini inşa etmenin şartlarını oluşturmalıyız aksi halde bu yolculuk batıdaki düşünce kuruluşlarının bizim için öngördüğü 2030, 2050, 2100 lü yıllarda sona erer Allah korusun. Türk Milletinin tarih içerisinde vareden önemli kabiliyetlerden birisi felaket anlarında kendisini yenileyebilme kabiliyetidir. Bu yenileyebilme kabiliyeti de yetiştirdikleri nitelikli insan sayesinde olmuştur. Eğer eğitim sistemimiz bugün ki haliyle toplumu bırakınız birleştirmeyi parçalamak için birbiri ile yarış etmesi, Ülkemizin aynı kaynaktan beslendiği eğitim kurumları, aynı devletten maaş alan öğretmenleri, aynı toplumun mensupları olan öğrencileri birbirlerini tehdit olarak görmeye ve algılamaya devam ederse bizim yok olmamız için zaten dış güçlere gerek kalmaz, kendi kendimizi yok ederiz. Bu Ülkenin sorunları mutlaka eğitim sisteminin amacına yönelik bir analiz yapmak zorundadır ve onunla ilgili kendi üzerine düşen sonuçları almak zorunda.

Sevgili misafirlerimiz burada bu ülkenin en güzel kütüphanelerinden bir inşa edildi, 24 saat açık, binlerce öğrencimize hizmet verecek 100 bini aşkın arşivi olan, ihtiyaç sahibi öğrencilerimizede her türlü ihtiyaçlarını giderme noktasında yanında olmaya çalıştık. Ülkenin kütüphaneleri ne kadar çok kullanılırsa orada çok önemli işler yapılıyor. Lütfen öğretim görevlilerimiz eğitimlerinizin bir parçası olarak özellikle kütüphane kültürünü yerleştirin. Şimdi emanetimi sıralıyorum tüm Bilecik Halkına, sevgili basınımıza, buradaki öğrencilerimize, buradaki arkadaşlarıma dünya durdukça buradaki hiç bir öğrenci yokluk ve parasızlık yüzünden eğitimini bırakmayacak, bırakırsa benim ruhum rencide olur, burada çalışanlar, burada idarecilik yapanlar, burada görevliler ve Bilecikliler Milletimizin emanet ettiği bu çocuklar parasızlık ve imkansızlık yüzünden eğitimini bırakıp giderse huzuru mahşerde hepimizden davacı olur, bu da bizim ayrıcalığımız olsun. Emanetimdir bu üniversiteyi nadide bir çiçek gibi bugün hep birlikte bu duruma getirdik her türlü dış etkilerden azade olarak, bir hürriyet ve özgürlük adası olarak bir huzur adası olarak bugünden sonra eğer bu üniversitede kişisel benlik kavgalarının sergileneceği halinde yapılan bütün çalışmaları bütün fedakarlıkları yıkacak bir oluşuma müsaade edilirse, Ülkenin günlük ve cari tartışmalarının tarafı haline getirilirse, bu büyük bir vebadır. Hepimizin ortak dileğidir, hepimizin varlığı için önemlidir ve lütfen bu emaneti bundan önce olduğu gibi bundan sonrada korumaya aynı şekilde devam edin.

Son söz; bu yolculukta başından beri bize inanan, bize güvenen, Devletimizin, Hükümetlerimizin bütün mensuplarına, eğitim camiasını, Bilecik’te görev yapmış bütün valilerimizi ve yapmakta olan Sayın Valimiz, belediye başkanımıza, belediye başkanlarımıza, bütün kaymakamlarımıza, bütün kamu kuruluşlarımıza ve sevgili tugay ve garnizon komutanlarımıza, alay komutanlarımıza, milli eğitim camiasının değerli mensuplarına burada görev yaptığım süre içerisinde burada görev yapan bütün sivil toplum kuruluşlarına, bütün kamu kuruluşlarına, bütün Bileciklilerden beraber çalıştığım bütün arkadaşlarımdan iananılmaz bir destek gördüm ve emin olun bu desteğin altında zaman zaman ezildim, bu desteğe layık olamamanın hissiyatıyla bu desteğin altında ezildim bu belki bu toprakların bereketi bu topraklarda sizin sakladığınız ve bizim yeşertmeye çalıştığımız mayanın belgesidir ama zannetmiyorum dünya üzerinde ya da Ülkemizin hiç bir vilayetinde toplumun bütün bileşenlerinin üzerinde bu kadar nezaketle birleştiği başka bir kurum bu kadar kısa sürede vücut bulsun. Bu basın görev yapmıyor, burada görev yaptığım sekiz yıl içerisinde beni hiç eleştirmediler, huzurlarınızda onlara da çok teşekkür ediyorum, inanılmaz destek olduar eksikliklerimizi gösterdiler, hatırlattılar ama hiç bir zaman rencide etmediler. Benimle tertip olan bir baro başkanımız vardı, o zamandan başladık şimdi de devam ediyoruz Hukuk ve nezaket noktasında hep bize destek oldu kendilerinede çok teşekkür ediyorum. Değerli Zafer Paşamız adeta sahip olduğu bütün kamusal yetkiyi ve imkanları üniversitemiz için sağlayacağını bize her zaman hissettirdi kendisine de çok teşekkür ediyorum. Emniyetimiz ayrı bir bahsi gerektiriyor, bütün öğrencilerimizi kendi çocuklarımız gibi 24 saat şevkatle, hassasiyetle kolladılar hep bir işbirliği içerisinde olduk ne zaman ihtiyacımız olsa hep yanımızda oldular bütün emniyet müdürlerimize, bütün kamu kurumu müdürlerimize, arkadaşlarımıza, idarecilerimize unuttuklarımız varsa lütfen affetsinler sevgili müftümüze, il genel başkanımıza yani aklınıza gelebilecek bileşenlerimizin tamamı bu kuruma bir çiçek gibi baktılar, nazar ettiler ve yapabilecekleri her şeyi yaptılar. Bu Kurumdan yetişecek gençler bir gün bu Ülkenin mukadderatına müdahil olacaklar. O umutla yaşıyorum, bundan sonra da o umutla yaşayacağım” dedi ve duygusal vedasını; “İşte geldik, gidiyoruz, kalanlara selam olsun, hoşçakalın dostlar” diyerek yaptı.

DSC_01951

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

*

code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

BİLECİKSES